Konuklar

Happy Little Atelier by Bengi Kaya Mert

Her kadının içinde yeniden parlamayı bekleyen bir ışık vardır.
Bu hafta BettyTalks’ta, o ışığı takılarla buluşturan bir isimle bir araya geldik.
Işıltının ve zarafetin izinde ilerleyen bu özel sohbeti kaçırmayın.

[Röportajı oku →]

Happy Little Atelier: Küçük Işıltılı Mutluluklar

– Happy Little Atelier ismi  nasıl doğdu?
Aslında her zaman bir şeyler tasarlamak istiyordum, özellikle de takı. “Mutlu Küçük Şeyler” gibi bir isim aklımdaydı; çünkü hep küçük, zarif detaylardan hoşlanırım. Sonra İngilizce bir isim olsun istedim: Happy Little… derken, “atölye” kelimesinin hem fonetiği hem de anlamı bana daha sıcak geldi. Ayrıca sadece takı değil, ileride farklı ürünler de yapabileceğimiz için “Happy Little Atelier” demek daha kapsayıcı geldi.

– Takıya olan ilginizin kökeninde ne var?

Aslında bu merakım çok eskiye dayanıyor. Ailede kuşaktan kuşağa aktarılan bazı gümüş takılarımız vardı, özellikle annemin sandığında sakladığı yüzükler, broşlar, bilezikler… O takılardaki işçilik, o dönemlerin zarafeti beni hep büyülemiştir. Gümüşün rengi, o eski dokunuş hissi… sanırım oradan gelen bir bağ var bende.

Bir de rüyamda gördüğüm Pomak kadını figürü bu duyguyu daha da güçlendirdi. O görüntüdeki saç takıları, kadınların geçmişten bugüne taşıdığı ışığı hatırlattı bana. O yüzden ilerleyen dönemde saç takıları da koleksiyona dahil etmek istiyorum, hem gelenekten beslenen hem de modern kadına hitap eden bir yorumla.

– Takı dışında neler planlıyorsunuz?
Kesinlikle gözlük, fular ve çanta düşünüyoruz. Özellikle çantalarla ilgili çok pratik fikirlerim var. Çantalar hem kullanışlı hem de kişisel dokunuşlara açık bir sistem olacak. Bunun dışında broş gibi detaylarla koleksiyonu genişletmek istiyorum.

– Markanızın ruhunu üç kelimeyle anlat desek?
Küçük, ışıltılı mutluluklar 🙂

– Yol arkadaşınız Dilara ile nasıl tanıştınız? Bu yola nasıl karar verdiniz? 

Dilara ile yollarımız aslında uzun zamandır kesişiyordu ama bu projede gerçekten aynı frekansta buluştuk.

Ben takı işini yapmaya karar verdiğimde aklıma ilk gelen kişi Dilara oldu. Çünkü o takı takmayı ve kombinlemeyi gerçekten çok seven biri. Üstelik zevkine, detaylara verdiği öneme çok güvenirim. Bu süreçte hem estetik olarak hem de fikir anlamında birbirimizi çok iyi tamamladık. Bu denge de markaya çok şey kattı. Happy Little Atelier, aslında ikimizin de karakterini taşıyan bir marka oldu.

– Markayı kurarken sizi en çok zorlayan şey neydi?
Logo süreci gerçekten zorluydu. Beğendiğimiz bir tasarımcıyı bulmak ve doğru logoyu oluşturmak zaman aldı. Onun dışında her şey tahminimden daha hızlı ve akışta ilerledi. Sanırım doğru zamandaymışız.

– Hayranlık duyduğunuz bir sanatçı veya tasarımcı var mı?
Evet, Isabel Marant’ı çok seviyorum. Tasarımlarında çok zarif bir duygu var. Onunla tanışmak, sohbet etmek isterdim. Bir de Milka’yı çok beğeniyorum; hem tasarımlarını hem de markasının vizyonunu çok ilham verici buluyorum.

– Sizi son dönemde en çok etkileyen film ya da sergi hangisiydi?
“C’mon C’mon” (Yaşamaya Bak) filmi. Görünüşte bir dayı-yeğen ilişkisini anlatıyor ama aslında annelik, çocuk büyütmek ve insan ilişkileri üzerine çok derin şeyler söylüyor. Filmde ses kayıtları, podcast’ler ve belgeseller üzerinden ilerleyen bir alt metin var. Hem teması hem de duygusu beni çok etkiledi.

– Takı takmak sizin için bir stil mi, yoksa bir ifade biçimi mi? Ve favori parçanız nedir?
Kesinlikle bir ifade biçimi. Şu anda en sevdiğim parçam da serçe parmağıma taktığım“kahve çekirdeği yüzüğüm”. Taşın şekli gerçekten kahve çekirdeğini andırıyor. Artık bizim imza parçamız olacak gibi hissediyorum. Ayrıca kare taş su yolu bileklik de favorilerimden biri.

– “Başarı” kelimesi sizde nasıl bir his uyandırıyor?
Açıkçası başarı kelimesi bende biraz baskı hissi uyandırıyor. Artık “başarılı olmak” için çabalamak yerine, içimden geleni yapmakla ilgileniyorum. Gerçekten içinden gelen şeyi yaptığında zaten çiçek açıyorsun. Akışta kalmak, benim için son dönemde en sade ve doğru his.

– Son olarak, genç tasarımcılar ya da girişimcilere ne söylemek istersiniz?
Biz de yolun çok başındayız. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Başlamak için her şeyin mükemmel olmasını beklemeyin. Deneyimle, yolun kendisi zaten size çok şey öğretiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir